Menü

Anket

Hangi haber sitesi, yazdiginiz yorumlari tarafli davranarak yayinlamadi?
Haberturk (%55,3)
Milliyet (%5,30)
Hurriyet (%7,61)
Samanyoluhaber (%18,9)
Diger (%12,7)

Toplam Oy: 565

Tüm Anketler

Takvim

« Temmuz - 2014

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 2827747
 Sitede Aktif: 1
 Ip: 54.90.178.218
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 31
 Toplam Blog: 610
 Toplam Yorum: 3793
 Toplam Resim: 1
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

, . Abdülkadir Güler araştırma araştırma teknikleri Atatürk avrupa'da restorasyon dönemi Ayten Dirier balkanlar bayram BÜYÜK TAARRUZ Cern Çanakkale deneme deney Doğan Bekin dram Ekrem Demirtaş İstanbul izmir mardin Mehmet Nuri Parmaksız osmanlı şiir tarih tehcir teknik tevfik fikret

Blog

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 3815
TÜRKİYE'DE ANAYASA HAREKETLERİ-7 / 1924 TEŞKİLÂT-I ESASÎYE KANUNU

TÜRKİYE'DA ANAYASA HAREKETLERİ-6 / 1921 TEŞKİLÂT-I ESASÎYE KANUNU TÜRKİYE'DE ANAYASA HAREKETLERİ-8 / 1961 ANAYASASI

 

II-1924 TEŞKİLÂT-I  ESASÎYE KANUNU

 

               A-GİRİŞ

               TBMM’nin yaptığı 1921 Anayasası demokratik bir temele dayanıyordu. Ama Saltanatın kesin olarak kaldırıldığı 1 Kasım 1922’ye değin ülkedeki tek anayasa değildir. Hukuksal olarak düşünülürse o tarihe kadar 1876 Anayasası da yürürlükte sayılabiliyordu. Öyleyse 1921 Anayasası kesin geçerliliğini ancak 1922 yılının Kasım ayından itibaren kazanmıştır. Ama bu Anayasa, ancak 1924 yılına dek, yani sadece 3 yıl 3 ay yürürlükte kaldı.

               1924 Anayasası ise, tam ve kesintisiz bir biçimde 36 yıl yürürlükte kalmıştır. Bu bakımdan yüz yılı aşmaya başlayan anayasacılık tarihimizin en uzun ömürlü metnidir.

               1924 Anayasası, 1920’de kurulan rejimi sağlamlaştırmış, içeriği de bu amaca uygun olarak düzenlenmiştir. Ayrıca bu Anayasa, hem tek partili hem de çok partili hayatımız sırasında da uygulanmıştır. Başka bir deyişle, tam demokrasiye geçme çabaları bu Anayasa zamanında başlamıştır.

 

              B-1924 ANAYASASI’NIN HAZIRLANIŞI

              TBMM, 1921 Anayasası’nı 29 Ekim 1923’te esaslı olarak değiştirmiş ve Cumhuriyeti kurmuştur. Ancak bu Meclis, 1 Nisan 1923’te yeniden seçim kararı almıştı. Seçimlerden sonra II. Türkiye Büyük Millet Meclisi oluşmuş ve 11 Ağustos’ta çalışmalarına başlamıştır. 1924 Anayasası’nı yapan II.TBMM’dir.

              Anayasa taslağını hazırlamakla görevli komisyon yerinde bir görüş benimsemiş, 1921 metnini değiştirip genişleterek tutarsız bir metin yazmak yerine, yeni bir anayasa  hazırlanmasını daha doğru bulmuştur. Komisyon çalışmalarını sürdürüken; Meclis, kurucu kuvvet olduğunu gösteren çok ilginç ve önemli bir karar alarak, Anayasa’nın kabul çoğunluğunu belirlemiştir. Böylece kurucu kuvvet, kendini sınırlamaya başlıyordu. Anayasa, mutlak çoğunluğun 2/3 oyu ile kabul edilebilecekti. Artık Anayasa, sıradan bir kanun gibi yasalaşamayacaktı. Meclis bu konuda yetkisini sınırlamıştı, ama Anayasa’nın da diğer bütün kanunların üzerinde olduğunu, kendi iradesine dayanarak göstermiş bulunuyordu.(37)

              Komisyon raporundan ve komisyon sözcüsü Celal Nuri Bey’in 9 Mart 1924 günü başlayan genel kurul görüşmelerinde yaptığı konuşmadan anlaşıldığına göre, Anayasa taslağı hazırlanırken özellikle Polonya Anayasasından yararlanılmıştır. Diğer anayasalar dururken bu genç devletin anayasasını benimseme, Polonya’da  da kuvvetler birliği sisteminin kabul edilmiş olmasıyla açıklanabilir. Ayrıca parlamenter sistem esasına dayanmış bulunmakla birlikte Fransa’daki III. Cumhuriyet Anayasasından da bazı maddelerin alındığı anlaşılmaktadır.(38)

              Anayasa hazırlanırken komisyonda, mecliste ve bazı başka çevrelerde, Başkanlık Hükûmetine benzer bir sistemin üzerinde de durulmuşken, daha sonra kuvvetler birliği esasına dayanma düşüncesi benimsenmiştir. Böylece temel yapısı bakımından 1921 Anayasası’nın 1923 değişikliği ile kurulan çatısına sadık kalmış ancak tasarı evresinde bu çatıya ters düşecek bir hükümde metinde yer almıştır; bu tasarının 25.maddesidir. Söz konusu tasarı maddesinde Cumhurbaşkanına meclisi dağıtma yetkisi tanınıyordu. Böylece meclis hükümeti yapısından büyük ölçüde uzaklaşılmış oluyordu. Tasarıdaki hüküm, bu konuda cumhurbaşkanına çok geniş yetki tanıyordu; dağıtma hakkı hiçbir koşula bağlanmamıştı. Normal bir parlâmenter sistemindeki esaslar dahi bir yasa bırakılmıştı. Anayasa’nın gerçek yapısıyla bağdaşmayan bu hüküm, genel kurulda en çok üzerinde durulan konu olmuştur. Milletvekillerinin büyük bir çoğunluğu, Cumhurbaşkanının meclisi dağıtma hakkına karşı çıkmışlardır. Sonunda komisyon, bu maddeyi geri çekmek istemişse de buna imkân verilmemiş ve genel kurul kendi müdahalesi ile dağıtma hakkını kesin olarak kaldırmıştır. Milletvekillerinin çoğunluğu, dağıtma hakkının kuvvetler birliği ilkesi ile çatıştığını ileri sürmüşler, meclis üstünlüğünün mutlak olması gerektiği görüşünde birleşmişlerdir.

                *Kadınlara seçme ve seçilme hakkı ile II.Meclis(Senato) reddedildi!

                Komisyon metninde kadınlara da seçme ve seçilme hakkının verilmesi son derece ilginçtir. Komisyon üyelerinin ileri görüşlü ve inkılâpçı niteliğini yansıtan bu hükümler üzerinde de ateşli görüşmeler yapılmıştır. Sonunda meclisin çoğunluğu, “Her Türk’ün seçme ve seçilme hakkına sahip olduğunu” kabul etmeyerek, maddedeki ifadeyi, “Her erkek Türk” biçimine sokmuştu.

                Genel kurulda bazı milletvekilleri, ikinci bir meclis kurulmasını önermişlerdir. Çift meclis sisteminin lehinde ve karşısında olanlar, ilginç tartışmalar yapmışlarsa da çoğunluk bu öneriyi kabul etmemiştir.

                Genel kurul, belirtilen bu konular dışında, komisyon metnini hemen hemen aynen kabul etmiştir. Özellikle kamu özgürlükleri konusunda Anayasa’nın sakatlığı o zaman hiçbir milletvekilinin dikkatini çekmemişti. Yine Anayasanın hiçbir maddesinin savsaklanamayacağı, ihmal edilmeyeceği ve kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağını buyuran 103.maddedeki eksiklik de gözden kaçmıştı. Böylece cumhuriyet döneminde yapılan ilk Anayasa, 20 Nisan 1924 tarihinde(39),  491 nolu kararla kabul edildi.(40)

             

             C-1924 ANAYASASI’NIN ESASLARI:(41)

              105 maddelik Anayasanın ilk sekiz maddesi “genel esasları” göstermektedir:

              1. maddeye göre “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”

              2. maddede Türk Devleti’nin dininin İslâm, dilinin Türkçe, başkentinin Ankara olduğu belirtilmektedir. Bu maddede devlet dininin belirtilmesi, din esaslarından henüz tam anlamı ile sıyrılınamadığını göstermektedir. Aslında, halifeliğin ve önemli bazı dinsel kurumların kaldırılması ile bu madde hükmü önemini yitirmişti. Ancak kısa bir süre içinde birbirini izleyen lâikleşme yolunda atılan adımlar, pek çok muhafazakâr çevrede bir kaygı yaratmıştı. Bu hükümle, sözü geçen çevreler susturulmuş oluyordu. İnkılâp yolunda atılan adımlar ilerledikçe bu hüküm kendiliğinden ortadan kalkacak, 1928 yılında bu gerçek anayasal bir biçimde belirtilecektir. Devletin dilinin Türkçe olması da inkılapçı bir anlam taşımaktadır. Bundan sonra, Osmanlı imparatorluğunda süregelmiş dil anarşisi ortadan kalkıyor, Osmanlıca denilen ve ne Türkçe ne Arapça ne de Farsça olan garip ve anlaşılması güç dil yok edilmiş bulunuyordu. Gene kapitülasyonlar devrinde, özellikle Fransızca, pek çok devlet işinde kullanılıyordu. Onur kırıcı bu durumda düzeltilmiş oluyordu.

         

               *Başkent  neden Ankara?

               Devlet başkentinin Ankara olması zorunlu ve doğaldı. 13 Ekim 1923 tarihinde verilen bir Genel Kurul Kararı ile TBMM Ankara’yı, Türkiye Devletinin başkenti seçmişti. Bu kararın verilmesi kolay olmamıştı. Meclis içinde ve dışında pek çok kişi Ankara’nın başkentliğini geçici görüyorlardı. Onlara göre İstanbul, Türkiye’nin tek başkenti idi. Düşmanlardan kurtulunca tekrar oraya taşınmak doğaldı. Sarayları,büyük ve elverişli binaları, zengin bir ticarî hayatı pek çok kişiye İstanbul’u doğal başkent gösteriyordu. Bu konuda inkılâpçı aydınların bile büyük bir bölümü böyle düşünüyordu. Ancak, İstanbul’un güvenli bir başkent olması imkânsızdı. İlkönce, stratejik bakımdan yeri çok sakıncalı idi. Düşman tarafından işgali çok kolaydı. Mondros Mütarekesi’nden sonra çıkan olaylar bunu en kesin biçimde göstermiştir. Ufalmış Trakya topraklarına girebilecek düşman, kara harekâtı ile kısa sürede İstanbul’a ulaşabilirdi. Karadeniz’den gelecek bütün tehlikelere de açık durumdaydı. Ayrıca, İstanbul’un kozmopolit atmosferi bu pek genç ve inkılâpçı devlet için başkentlik niteliğini taşıyamazdı.

               Bu sakıncalar ortaya konulunca, Ankara üzerinde fazla durulmadan; Sivas, Kayseri, Konya gibi başka şehirlerin başkent yapılması düşünüldü. Ancak Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın merkezi olmuş kısa sürede tarihî bir sıfata kavuşmuş Anakara’nın bu özelliği unutulmazdı. Ankara, stratejik ve lojistik bakımdan, diğer şehirlere oranla daha da elverişli bir yerde idi. Bu nedenlerle Atatürk kesin kararını verdi ve sözü geçen kararla Ankara başkent yapıldı. Anayasanın 2.maddesi bu kararı aynen içine aldı. Böylece yeni devletin başkenti sorunu da çözümlenmiş oldu.

                *Yetkilerin kullanımı

               Anayasanın 3. ve 4. maddeleri, egemenliğin kayıtsız-şartsız Türk ulusuna ait olduğunu, bu egemenliğin tek temsilcisinin TBMM olduğunu hükme bağlamaktadır. Böylece, Türk İnkılâbının en önemli ilkelerinden birisi, en kesin biçimde sürdürülmektedir.

               6. maddeye göre, yasama yetkisini Meclis kendisi kullanır. Yürütme yetkisini de Cumhurbaşkanınca kendi içinden seçilen Başbakanın milletvekilleri arasından atadığı hükûmet aracılığı ile kullanır. Ancak, hükümet TBMM karşısında hiçbir özerklik taşımaz. Yani, başka sistemlerde olduğu gibi Hükûmete Meclis karşısında bazı yetkiler tanınmamışır. Tersine Meclis, hükümeti her zaman denetleyebilir ve görevden uzaklaştırabilir. Bu Kuvvetler Birliği ilkesinin zorunlu sonucudur.

              8. madde, yargı yetkisinin ulus adına, bağımsız mahkemelerce kullanılacağını belirtmektedir. Bunun nasıl kullanılacağını kanun saptar. Kanunlar ise TBMM’nce yapılır. Böylece yargı kuvveti bağımsızdır, ancak bu bağımsızlık kuvvetler birliğine uygundur. Örneğin yargı organlarının, 1961 Anayasasında olduğu gibi hükûmeti ve yasama meclislerini denetleme hakkı bulunmamaktadır.

                  İnkılâbın başlangıcında bütün kuvvetlerin TBMM’ne verilmesi yerinde idi. Ancak bu biçimdeki bir yönetimle inkılâp kanunları kısa sürede çıkabilir ve hükümet daha çabuk ve kararlı iş görebilirdi. Anayasanın inkılapçı niteliğinin bir yüzü de budur.

 

                  Anayasanın 9-30. maddelerinden oluşan İkinci Bölümü yasama işlerini düzenler. Dikkati çeken nokta 10 ve 11. maddelerde, seçme ve seçilme haklarının yalnız erkeklere verilmesidir. Bu aksaklık ileride düzeltilecektir.

 

                 31-52. maddeleri kapsayan Üçüncü Bölüm, yürütme işlerini düzenlemektedir. Cumhurbaşkanı, aynı zamanda yürütmenin de başıdır. Ancak, yasama organına karşı sorumsuz ve etkileri de sembolikti. Hükûmetin çalışma biçimi ve sorumluluğu bu bölümde  düzenlenmiştir.

 

                 53-67. maddeler Dördüncü Bölümü oluşturmaktadır. Bu bölüm yargı işlerinin nasıl düzenleneceğini belirtmektedir. Mahkemelerin verdiği hükümler TBMM tarafından değiştirilemez, uygulanması geciktirilemez. Böylece vatandaşa önemli bir güvenlik sağlanmaktadır. Yine bu bölümde Bakanlar, Danıştay ve Yargıtay üyeleri ile Cumhuriyet  Başsavcısını , görevlerinden doğan sorumluluklar yüzünden yargılayacak Yüce Divanın oluşma ve çalışma biçimi hükme bağlanmaktadır.

 

                 Beşinci bölüm 68-88. maddeleri kapsar ve Türklerin kamu hürriyetlerini düzenler.

-Yeni devlette, her vatandaş hür doğar, hür yaşar. Hürriyet, başkalarına zarar vermeyen hareketi yapabilmektir. Bunun niteliğini de yalnız kanun sağlar.

-Türkiye’de her türlü zümre, sınıf, aile ve kişi ayrıcalıkları kaldırılmıştır. Her Türk kanun önünde eşittir. Herkes kanuna uymaya mecburdur.

-Can,mal,ırz ve konut dokunulmazlıkları mutlaktır.

-İşkence, eziyet, mala el koyma angarya yasaktır.

-Her vatandaş, istediği dine girebilir. Asayişe, terbiyeye  ve kanunlara aykırı olmamak şartı ile her türlü dinsel toplantılar serbesttir.

-Haberleşme gizliliği sağlanmıştır.

-Vergiyi yalnız devlet toplar.

-Toplanma ve dernek kurma hürriyetleri vardır.

-Sıkıyönetim, kanun hükümlerine uygun olarak ilan edilir ve Meclis denetimi altındadır.

-Eğitim ve öğretim serbesttir. Ancak her Türk, ilköğrenimini yapmak zorundadır ve bu devlet okullarında parasızdır.

-Türk vatandaşları arasında din ve ırk farkı gözetilmez.

 

                 Anayasada gerçekten bütün hürriyetler tanınmıştır. Bu da bir siyasal inkılâptır. Ancak, her hürriyet kanunla sınırlıdır. Kanun hürriyetleri ne dereceye kadar sınırlayabilir? T.B.M.M bu konuda hiçbir organca denetlenmediği için,  1924 Anayasasının hürriyet anlayışı kesin değildir. Bunun da bir nedeni vardır. İnkılâp yürütülürken lider, bazı kısıtlamalara ihtiyaç duyabilir. Ancak Atatürk bu yola çok az başvurdu ve hiçbir zaman temel hürriyetler olan can ve mal güvenliğine dokunmadı. Ülkücü, yüreği büyük bir ulus sevgisiyle dolu dahi Önder, bu Anayasa ile önemli işler başardı ve vatandaşlar hiçbir zaman hürriyetsizlikten yakınmadılar. Anayasamızın hürriyet konusunda yarattığı sorun, O’nun ölümünden sonra ortaya çıkacaktır.

 

                 Anayasanın 89-105. maddelerini kapsayan Altıncı Bölümü, illerin yönetiminden, memurlardan, mali işlerden bahseder. Bu konunun en önemli noktası, genel yönetimde Anayasanın tam bir merkezcilik kurmuş olmasıdır. Yerel(yersel) yönetim yoktur. Belediye ve il genel işleri ile uğraşan yerel kurumların yetkileri çok sınırlıdır. Bu kuruluşların yaptıkları bütün işler merkezin onayına bağlıdır. Böylece, hem inkılâbın yurt düzeyine hızla yaydırılması sağlanmış, hem de bölgecilik gibi vatan bölücü eylemlerin meydana gelmemesi mümkün olmuştur.

 

*1924 Anayasa’sında yapılan değişiklikler:

 

-29 Kasım 1927’de “Bakanlıkların kuruluşu özel kanuna bağlıdır.” maddesi eklendi.

-10 Nisan 1928’de 2. madde “Türkiye Devleti’nin dini İslâm’dır.”  ve 26. madde meclisin yetkileri arasında sayılan “Şer’i hükümlerin yerine getirilmesi” kararları çıkarıldı.

-5 Ocak 1934’te 10 ve 11. madde ile “kadınlara seçme ve seçilme hakkı” tanındı, seçmen yaşı on sekizden yirmi ikiye çıkarıldı.

-1935 yılında CHP kurultayından sonra parti ve devlet yapısı içiçe girdi. İçişleri Bakanı parti genel sekreteri olurken, Valiler de partinin il başkanlığını üstlendi.

 

-5 Şubat 1937’de CHP ilkeleri anayasada yer aldı: “Türkiye Devleti; cumhuriyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır.” ilkeleri 2. maddeye eklendi.

-74. maddeye “Çiftçiyi toprak sahibi kılmak ve ormanları devletleştirmek için alınacak toprak ve ormanların kamulaştırma karşılığı ve karşılıkların ödenmesi özel kanunlarla kararlaştırılır.” fıkrası eklenerek kamulaştırma anayasada yer aldı.

-75. maddedeki tarikat sözcüğü çıkarıldı.

-1945 yılında Anayasa metni öz Türkçe sözcüklerle değiştirildi, ama  “müdafaa/savunma” yerine “koruma” sözcüğünün kullanılması pek isabetli düzeltme yapılmadığını gösterir. Bilindiği gibi, “koruma”, “muhafaza”nın karşılığıdır.

-24 Aralık 1952 tarihinde tekrar yürürlüğe konulan 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu’nun metni ile bu Kanunun ilk metni arasında sözcüklerin anlamı ve yazılışında birtakım farklılıklar vardır.

 

*Çok Partili Dönem 1924 Anayasası’nın bir özelliğidir.

-17 Kasım 1924’te Kazım Karabekir başkanlığında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu. 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı’nın ardından Hükûmet tarafından kapatıldı.

-İkinci parti Atatürk’ün isteğiyle, yakınları tarafından Ali Fethi Okyar başkanlığında Serbest Cumhuriyet Fırkası adıyla kuruldu. Menemen İsyanı çıkınca, 1930’da parti kendini feshetti.

Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki çok partili rejim denemeleri isyanlara ortam hazırlayınca, bu çabalara bir süre ara verildi.


-1939 yılında meclis çalışmalarını içeriden denetlemek için “Müstakil Grup”  kuruldu. Bu grup çok partili hayata tekrar geçişe ortam hazırladı. 1945 yılında Milli Kalkınma Partisi ve 1946’da Demokrat Parti kuruldu.


-1950 seçimleri ile CHP’nin 27 yıllık tek parti iktidarı son buldu. Seçimlerde uygulanan çoğunlukçu demokrasi yapısı temsilde adaletsizliği getirdiği için çok eleştirildi.

-1957 seçimlerinden sonra  muhalefet parrtileri ortak bir bildiri yayınlayarak ülkede hüküm süren siyasal kargaşanın giderilmesinin anayasa değişikliği ile mümkün olacağını ilân etti.

 

                Aslında Mümtaz Soysal’ın belirttiği gibi; Türkiye’nin gerçekten bir anayasa değişikliği yapması,1945’te çok partili hayata girişte olabilirdi.(42) Böyle bir değişiklikten geçilmemiş olması, 1945’ten sonra ki bütün çok partili dönem boyunca, çeşitli çevrelerdeki başlıca tartışma konusunun kurumlarla ve kurallarla ilgili anayasa sorunları olmasına yol açtı.

 

1924 ANAYASASININ SONUÇ ve ÖNEMİ

 

-İnkılâpları yapan II.TBMM tarafından hazırlanan 1924 Anayasası katı bir anayasadır.  

-İlk şekline göre devletin resmî dini İslâm hükmü, 1928’de Anayasada çıkarılmış, 1937’de lâiklik ilkesi yerine konulmuştur. Aynı yıl, CHP’nin altı ilkesi Anayasaya eklenmiştir.

-Cumhurbaşkanının görev süresi, TBMM’nin secim devresi (yani 4 yıl) kadardır. Seçilen Cumhurbaşkanı tekrar seçilebilir.

-Bir karma hükûmet sistemi benimsemiştir ki buna “kuvvetler birliği ve görevler ayrılığı sistemi” ismi verilmektedir. Yumuşak bir kuvvetler ayırımına yer vermekle, Parlâmanter Rejime önemli bir adım atmıştır.

-Olağanüstü mahkeme kurulmasını yasaklamamış ve “kanunî hâkim ilkesi”ni tam olarak kabul etmemiştir.

-Çok partili hayata; 1924 ve 1931’deki başarısız denemelere karşın, 1946 yılında Demokrat Partinin kurulmasıyla geçilmiştir.

-1924 Anayasası, “çoğulcu” değil, “çoğunlukçu demokrasi anlayışı”na sahiptir. Çoğulcu demokrasi, siyasal iktidar çeşitli merkezler tarafında bölüşülür, paylaşılır ve dengelenir. Çoğunlukçu ise J.J.Rousseau’nın genel irade görüşünden kaynaklanmaktadır.

-1924 Anayasasının dili 1945 yılında öz Türkçeleştirildi, ama 1952 yılında eski metin tekrar yürürlüğe konuldu.

-Cumhuriyet döneminde iktidar değişimi 1950 seçimleriyle olduğu halde, yeni Anayasa yapılmasına gerek görülmedi.

-1924 Anayasasına, 27 Mayıs 1960 askerî darbesiyle son verilmiştir.

               Sonuç olarak; tabii hak doktrininden esinlendiği halde, kamu hak ve özgürlüklerine çok geniş yer ayırmaması gibi bazı eksikliklerine karsın, 1924 Anayasası modernlesme bakımından önemli niteliklere sahiptir. Bunlar, TBMM’ni siyasal hayatın merkezine koyması, meşruiyetin millete dayandırılması, yasallığa verdiği önem, milleti çağdaş bir insan yapma hedefi vardır. Ruhunu ve sistemini doğrudan doğruya memleketin ihtiyaçları ve hayatın gerçeklerinden almıştır.

_________________________________________________________                 

37- Ahmet Mumcu: “1924 Anayasası”, AAMD,C.II, s.5 s.383-387

38-  Aldıkaçtı, a,e.  s.81

39- Mumcu, a,e.  s.388-389

40- Kili-Gözübüyük,a,e. s.111

41- Tam metin Kili–Gözübüyük, a,e.  s.111-131

  -Türk İnkılâp Tarihi, Genelkurmay Harp Tarihi Bşk. İst.1977,  s.124-127

42- Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, Gerçek Yayınevi, İstanbul, Mayıs 1974, s. 11-12

-Resimler : Google

*

 

Yazılarım www.aytendirier.com kaynak gösterilmek şartıyla kullanılabilir.

-Yazının kaynak göstermeden kopyalanması ve kullanılması

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

 

Fotoğraf: TÜRKİYE’DE ANAYASA HAREKETLERİ 
Kitabımın Satış Yerleri:
Ankara: Sönmez Korkmaz(KD_Facebook), Abdullah Ortaç(facebook) 
bilgi@kdyayinlari.com KD Yayınevi, Atatürk Mah. Lale cad. 22/4, 06930 Sincan
İstanbul : MAREV- Temmuz’da
İzmir : Ayten Dirier

 


  # Yorum Yaz #

İsim :

Yorum :
(Max. 400 Karakter)

 

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
I.TBMM’nin AÇILIŞI, ÖZELLİKLERİ ve ÖNEMİ (70180)
OSMANLI BEYLİĞİ’NİN KISA SÜREDE BÜYÜMESİNİN NEDENLERİ? (34148)
DİYET YAPMADAN SAĞLIKLI ZAYIFLIYORUM! (24899)
TEVFİK FİKRET'İN DRAMI - 2 (Haluk'un Bayramı, Haluk'un Defteri, Bir Lahza-i Taahhur) (21680)
ŞEYH EDEBALİ ve OSMAN GAZİ’YE VASİYETİ (18816)
TÜRK-İSLAM BİLGİNLERİ- 4 (16188)
ÖĞRETMENLER GÜNÜ: ALNIMIZDA BİLGİLERDEN BİR ÇELENK (15054)
ARTUK BEY ve ARTUKOĞULLARI (14915)
TEVFİK FİKRET'İN DRAMI- 3 (Haluk'un Vedaı, Promete, Sabah Olursa, Haluk'un Amentüsü) (14794)
RAMAZAN ve BAYRAM GÜNLERİNE BİR DEMET MANİ (14085)
DİYET YAPMADAN SAĞLIKLI ZAYIFLIYORUM! (143)
Özden BORA : ADIM SANA YAZGIM (2)
RAMAZAN ÇEŞNİLERİ (2)
Hurma tatlıları ( 5 çeşit ) (6)
Kıtkat (5)
I.DÜNYA SAVAŞI’NIN NEDENLERİ-Ayten DİRİER (2)
Abdülkadir GÜLER :Senden Uzakta (6)
I.TBMM’nin AÇILIŞI, ÖZELLİKLERİ ve ÖNEMİ (238)
MARDİN LİSESİ 1967 MEZUNLARI ÖZDERE’DE BULUŞTU (3)
BABALAR GÜNÜ: Ayten DİRİER - BABAMIN MİRASI; ERDEM… (10)
AYTEN DİRİER’İN BİYOGRAFİSİ   Mardin’in taşı bile şiirleştiren hoşgörülü duygularıyla işlendi ruhum… Bir yangının gölgesinde geçen mutlu çocukluk ve Cumhuriyet İlkokulu… Üstün başarı ve acılar sarmalında Kız meslek Lisesi(Orta) ve Mardin Lisesi'nde geçen ilk gençlik… Kitap, kalem ve müziğin en iyi dost olduğunu keşfetme ve yutulan klâsikler… 1971'de dereceyle bit